1 Kasım 2007 Perşembe

BIR VAROLUS UZVU OLARAK IMGE

"Gule ait bir neden yok
Gul acar, cunku acar
Ne gozetir kendini
Ne gorunmek arzular"

Sahih imgenin de boyle bir yoldan gectigini dusunmek yanlis sayilir mi
bilemem. Ama kendini gozetmek ve gorunmeme tavri sanki "sair olmak"
bicimini ortaya koymus daha cok. Yani imgenin zorlama ya da dayatmaci
tavrindan siyrilip dusuncenin anlama sarktigi kendiligindenlik...
Simdi kafami karistiran bir noktaya dikkat cekmek istiyorum.
Dusuncenin "anlam" olmaksizin zuhur etmesi mumkun mu? Sanki
rastlantiya inanmayan ve bazen kendini okuzun altinda buzagi aramaya
kadar vardiran bir otomatige sahip anlam. Insan "anlam" olmaksizin
hareket edemiyor oldugu fikrini edinebiliriz buradan. Ama bunu
harekete geciren seyin gercekten "dil" oldugu konusunda biraz
supheliyim.
Burada Guattari ve Deleuze'nin modellerine benzer bir modellemeye
basvurmak istiyorum. Soyle ki; insani hic hareketsiz, gozun gormedigi
(yani baskalari icin de hareket arz edemeyecegi) izole bir mekanda
tutarsak, orada bir devinim olmamasi mumkun mu? Sessizligin de bir
"dil" oldugu konusuna kaniyim ve fakat kisinin kendi icin
olusturabilecegi sessizligin, baskalari icin bir "dil" olusturacagina
daha fazla inaniyorum.
Kendisi icinse "taslanmis" bir model olarak, duvarina carpip duran
dusuncelerle bir "ic hareket" olusturacaktir suphesiz. Ama bunu kendi
icin bir "dil" olarak yorumlamamiz yerinde mi?
Imgenin; suratli, degisken ve donusturucu hareketinin sozler yahut her
turlu hareketler araciligiyla gudumlu bir bicimi var sanki. Her akla
baska turlu dusen, dolayisiyla baska turlu anlasilan ve yalniz kisinin
kendisinden alacagi habere iliskin bir "anlam" gudumune sahip!
Bizatihi dilin olusmasina sebebiyet vermis ve hatta dil diyerek bile
kendisini meydana getiriyor oldugumuz bir varolma hali...
Misal; Kierkegaard'da bu, kendini hristiyan bir gudume gotururken,
Nietzsche'de ise tanriya mezar olmus. Sokrates ise negatif felsefenin
atasi olarak surekli bu gudumu seyir eylemis durmus. Platon bir ine
gizlenmis. Aristo cizgiler cizmis. Foucault ise anlamin seceresini
tutmak uzre kullanmis imgeyi.
Ornekler cogaltilabilir ama bu anlam gudumunun imge araciligiyla
kapsayici bir semsiye gorevini yaptigi acik. Dili bir izdusum araci
olarak kullandigi da...
Imgenin herkesin bildigi uzre kendini tariflemek icin kendini
kullandigini ifade ederek bizi muzmin bir paradoksa soktugu gercegiyle
konusabiliriz. Gulun acma kendilindenligini, imgenin biz uyurken bile
pesimizi birakmaksizin takip eden bir varolus organimiz odugunu kabul
ediyorum bu noktada. Kolumuz, bacagimiz, gozumuz, kulagimiz ne ise;
imge de varligin idamesini sagliyan bir kural! Kural cunku, insan
olarak dunyaya gelmis olmamiza binaen "nefes almak" gibi bize kendini
dayattigini gormemek imkansiz.
Bana oyle geliyor ki imgenin animina giden yol, icerilere dogru
katettikce daha karmasik ve "cogalan" bir hal aliyor. Insanin bu
noktada bir tercih yapmasi gerekiyor. Imgenin gudumledigi anlama mi
dikkat kesilmek gerekir? Yoksa bizatihi imgenin kendisine mi?
Imgenin varoldugu hususunu muammadan olmaktan kurtarip kendimiz icin
bir kesinlige ulastirdiysak eger; daha bir cok hususta edindigimiz
yargilar yahut neticeler; aslinda surekli anlamdan yana tercih
yaptigimiz konusunda bizi uyariyor. Imgenin anlam icin konuslandigini
soylemek curet dahi sayilmazken, anlamin imge icin sonuclandigini
soylemek biraz tuhaf kaciyor. Daha da acarsak, konu bizi bir baskangic
"tarihine" goturur. Gorunuste seylerin ardina gizlenmis olan
anlamlarin imge araciligiyla muayyen kilindigini dusunsek bile;
anlamin imgeyi meydana getirdigi ya da ona dogru hareket ettigi konusu
da cezbedici aslinda. Sairin gaybtan haber yontan bir araci oldugu
kabuluyle, gulun acma sebebinin (cunkusunun) yine gulun acmasi
oldugunu duymak (bilmek degil!) bizi bahsettigim paradoksa surukleyip
anlamin "once" varolduguna dair bir ifadeye goturuyor. Kendini gozetme
ya da gosterme durumlarindan imtina etmesi ise onu tabiata
yakistirdigimiz yonunde yorumlanabilir. Her halukarda; bir insan uzvu
olarak ya da tabiat uzvu olarak imge, basina buyruk(!) ve bir anlam
gudumunde serpiliyor. Sanki sanatla da evrim geciriyor, gelisiyor! Ama
bu inkisafin zihnimiz icin ne denli iyi bir sey oldugu hususundan
supheliyim.
Durtu diye birsey varsa eger, bu denge denen seyin referans notalarini
degistiren bir duzenleyicisi olsa gerek. Anlamin insandaki karsiligi,
insani bir denge noktasina dogru suruklerken, imge bahsi calkantili
kaybolusa binaen durtulu bir rahatsizliga sebep oluyor. Arilarin
kovanlarina karsi edindikleri otomatige benzer bir bicimde, aslinda
hic de polemige gerek olmaksizin bu "dengesizligin" yine tabiatin bir
parcasi olmasi "gayesiyle" bertaraf edilmesini bir sart olarak
goruyorum. Dolayisiyla imgeyi "a priori", anlami "ote" saymak bu
cercevede daha yerinde oluyor.

Hiç yorum yok: